Kent Temizlenirken…

8 01 2008

Cihan Uzunçarşılı BAYSAL* 08.01.2008 Radikal

Başlarına gelenler yüzünden insanlar gibi mahallelerin de nutku tutulur, insanlar gibi mahalleler de susar mı? Gündelik yaşamın akışında her mahallenin kendine has bir sesi varsa, bir mahalle ne zaman sesini yitirir de işitilemez olur?
Galiba, çocuklarının sesleri duyulmaz olup neşeli çocuk çığlıkları, gürültülü çocuk afacanlıkları, çocuk bağırışları, nakaratları, türküleri ve bil cümlesi sustuğu zamanda, işte o ‘lal’ zamanda mahalleler de suskunluğa durur!

Yokuşun başında bekleyen her yabancı bir korkudur artık, her araç ise bir tehdit. Bir zamanlar gönülden selamlanan, ardından eşlik edilip laf atılan, şarkılı-türkülü hoşgeldinlenen yeni konuklar artık kaçılacak ve sakınılacak bir tehdittir ufacık yaşamların gözünde: ‘Yine yıkıma mı geldiler?’! Dört duvarlara, kısıtlı alanlara sığmayan, sığamayan özgür yürekli küçük bedenler şimdi o dört metrekare baraka yaşamlara hiç sığamazlar, alıp başlarını gitmek isterler eskisi gibi, çayır, çimen, ağaç her ne varsa. Oysa ne çayır çayırdır ne de çimen çimendir. Tahta ve demir parçaları, yıkılmış evlerinin tuğlaları, düne kadar yaşamlarının bir parçası olan ama şimdi kırılmış/dört bir yana saçılmış ev eşyaları ve çevre inşaatlardan kamyonlarla getirilip yaşam alanlarına dökülmeye başlanan arsız çöp ve moloz yığınları: İşte onlar kırık yaşamlarının yeni selamlayıcılarıdır.

Rüyaları ise bir film şerididir şimdi. Çok yakınlarda çekilmiş ama her nedense kentin dikkatini çekememiş, vizyonda olamamış bir filmin makinisti devamlı başa sarar, inadına başa sarar ve makinist en sonunda dozeri ve kepçesi ile filmin kötü adamına dönüşür: ‘Okul önlüğüm, kitaplarım, eşyalarımız…’ Makinist tınmaz. Vazife aşkının kör gözü her şeyin üzerindedir. Makinist çalışır, film devamlı başa sarar, küçük bedenler uykularda dört döner, makinist çalışır… İnsanlık önce dozerlenir, sonra kepçe kepçe taşınır. İnsanlık ufalanır, un ufak edilir, taşınır. Görev tamamlanmıştır, makinist ve bilcümlesi rahat uyuyabilirler artık. Kent de rahat uyuyabilir. Cicili bicili rengarenk bloklar, tertemiz yaşam alanları ile steril bir dünya kurulmaktadır işte ne güzel. Tüm o karmaşa, kirlilik, düzensizlik yok edilmektedir böylece. Daha ne istenir ki? Kent memnun memnun gerinir, Ayazma’da bir çocuk ağlayarak uyanır. Kent kirlenen ellerini yıkamaya durur, akan sular Ayazmalı çocukların gözyaşlarına.

Barakalarda 18 aile
İstanbul’un orta yerinde, İkitelli Ayazma mevkide, basının kalbinin attığı yere çok yakın bir yerde, ‘görkemli’ Olimpiyat Stadı’nın dibinde, Küçükçekmece Belediyesi tarafından kontrplaktan barakalarda yaşama mahkum edilen -başlarını örttükleri o barakalar da ‘yeni yıl’da yıkılacak olan- ve gidecek hiçbir yerleri olmayan 18 aile dertlerini anlatmak için bir aydır çırpınıyor: Sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkı, özel yaşamın gizliliği hakkı, barınma hakkı, yeterli konut hakkı, zorla tahliyelerin insan hakları ihlali kabul edilmesi ve benzerleri, kısaca taraf olduğumuz tüm Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmeleri ve elbette Anayasa maddeleri. Bir de Büyükşehir Belediyesi, TOKİ ve Küçükçekmece Belediyesi’nin ortaklaşa mahalleliye yaptıkları yazılı bildirim: “Hiç kimseyi mağdur etmeyeceğiz”. Oysa verilen sözler çoktan unutulmuş, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa’nın ilgili maddeleri gözardı edilmiştir. Ayazma’da şu anda dört metrekare yaşamlara mahkum edilmiş 18 aile, koskocaman megapolün orta yerinde adeta görünmez ve işitilmez bir durumda, barınma hakkı denen temel insan hakkı için çabalıyor. Kiraya çıkamıyorlar, çünkü Ayazma’da barındıkları imkanlarla kiralık ev çevrede yok. Sığınacak aile, akraba, hısımları yok. Dönecek köyleri ise hiç yok!

Öte yandan kent, betonlarını kuşanmış, gözlerini sitelere-bloklara-alışveriş merkezlerine çevirmiş, kulağında ise hafriyat türküleri, ne gam! Kent zaten görmez. Kent zaten işitmez. Ve zaten kent rahatsız edilmek de istemez! O, bu yüzyılın en revaçta öznesidir, nesnesi insan. Çarklar artık dozerlerle, kepçelerle insaniyeti ufalamaya durur. Çarklar çalışır, inşaatlar prim yapar. Dozerler kentin kent tarafından ‘çöküntü’ ilan edilen bölgelerini kent için temizler. Kent temizlenir ama aynı zamanda insandan da, insaniyetten de temizlenir. Kent insan kokusunu kaybettikçe, steril steril kokar. Tüm ilişkiler ‘steril’leşirken vicdan bu steril dünyada nefessiz kalır.

Bir yerlerde çocuklar üşür/dozerler çalışır. Bir yerlerde soğuk barınaklarda çocuklar ısınmaya çalışır/mikserler döner. Bir yerlerde çocuklar hasta olur/rengarenk bloklara çimento dökülür. Bir yerlerde bir çocuk ağlar/kent yeni yıl hazırlığı ile kulaklarını tıkar.

Ve Ayazma’da, soğuktan, hastalıktan, sağlıksız yaşam koşullarından ama en çok insanı ve insanlığı beklemekten yorgun düşen çocuk sesleri susmaya durur.
Ayazma susmaya durur.
İnsanlık susmaya durur.
Happy new year kent!

Reklamlar

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: