TOKİ VE AKP BELEDİYELERİ İFTİHARLA SUNAR: AYAZMA – TEPEÜSTÜ’NDE BİR YALAN TÜRKÜSÜ

29 07 2010

Okyanusta rotamız kayıptır

Aralık 2008’de, Express’te, Ayazma – Tepeüstü mahallesi halkının mücadelesine yer vermiştik: Halkalı – Bezirgânbahçe TOKİ konutlarına borçlandırılarak sürülmüşler, akut bir “gettolaşma”ya maruz bırakılmışlar ve spekülasyon yoluyla tekrar yerlerinden edilmeye başlanmışlardı. Aslında mahalle o tarihten çok önce yıkılmıştı, TOKİ’ce yok sayılan kiracılar daha baştan derin bir yoksulluğa terk edilmişti. fiimdi, Ayazma – Tepeüstü mahallesinin tarihinde geri gidiyoruz ve devletin tüm kurumlarının el birliğiyle bir avuç kiracıya reva gördüğü şiddetin şeceresini döküyoruz. Mücadele berdevam…

Kentsel dönüşümün, beş yıldızlı prestij projelerinin lokomotif ilçesi, TOKİ’nin gözbebeği Küçükçekmece, bugünlerde Ayazma – Tepeüstü kentsel dönüşümü sonucunda açıkta kalan kiracı ailelerin protestolarına sahne oluyor. Bezirganbahçe TOKİ konutlarına yerleştirilen hak sahiplerinin artık iyice görünür olan ekonomik, sosyal ve kültürel mağduriyetleri bir yana, iki seneye yakın çadır ve barakalarda yaşadıktan sonra TOKİ tarafından hak sahiplikleri kabul edilen, ancak bu kez de ödeyemeyecekleri 10-15 bin TL’lik peşinatlar nedeniyle bu haklarının anlamı kalmayan kiracı ailelerin yaşadığı acılar vicdanları sarsacak nitelikte. Kuruluşu ‘70’lerin sonuna dayanan Ayazma’nın ancak 2008’de kamuoyunda tanınması da, Ayazma’yı terketmeyerek hak sahipliği için çadır ve barakalarda direnen bu 18 kadar kiracı aile sayesinde mümkün oldu.

Ayazma sakini kimdir?

‘70’lerin sonlarından itibaren göç almaya başlayan Ayazma’ya, iş umuduyla önce Tokat, Giresun, Ordu ve Erzurum’dan gelenlere ‘90’lardan itibaren Doğu ve Güneydoğu’dan zorunlu göçle gelenler katıldı. Ekonomik nedenlere bağlı önceki dalgalardan farklı olarak, bu ikinci dalga, devlet/korucu baskısı, köy yakma/boşaltma, PKK gibi güvenlik sebepleriyle tetiklenmiş, çok kısa bir süre içerisinde topluca ve hazırlıksız yaşanan bir göçtü. Ailelerin kent yaşamı için gerekli ilişkileri kurma fırsatları, yeterli birikimi elde etme şansları yoktu. Geride köyleri de kalmadığından, diğer grupların aksine, memleketten gelen mal/gıda desteğinden de yoksun yaşayacaklardı. ‘90’larda Ağrı, Mardin, Muş, Bingöl, Siirt ve Kars’tan gelerek Ayazma’yı memleket edinen nüfus, böyle bir “köysüz köylü” göçünün sonucuydu.

Ayazma’nın seçilmesindeki birincil neden, ucuz barınma ve iş ihtiyaçlarının aynı anda karşılanabilmesiydi. Bu yeni nüfusun büyük bir kısmı, Ayazma’da gecekondularını yapacakları araziyi ilk kuşak gelenlerden satın aldı, bir kısmı ise evlerini akraba-hemşeri bahçesine kurdu. İstanbul şartlarında çok ucuz kira olanakları bir başka tercih nedeniydi. Çevredeki hazır giyim ve trikotaj fabrikalarına, inşaat şantiyelerine yakın olması da Ayazma’yı cazip kılıyordu. Konut inşaatı ve hazır giyim-triko, etnik kökene dayalı yığılmaların en net ortaya çıktığı, eşitsiz güç ilişkilerinin hâkim  olduğu sektörler. Doğu ve Güneydoğu’dan gelenler bu sektörlerin en alt basamaklarını oluşturuyor. Sigortasız çalıştıkları bu işkollarında bile ekmek aslanın ağzında. Aldıkları düşük ücret karşılığı günde 8-10 saat mesai yapmak zorundalar; sözleşme yok, haftalık, bazen günlük çalışılıyor. Ortalama bir Ayazma hanesine ayda en fazla 600 TL girer. Mahallelinin sağlık güvencesi yok gibidir. Yeşil Kart, yüzde 10’unda bulunur. Yüzde 63’ünün sosyal güvencesi yoktur. Nüfusun yüzde 23’ü, hane reislerinin yüzde 28’i SSK’lıdır. Yüzde 7’sinin nüfus cüzdanı yoktur. Yüzde 79.4’ü ilkokul, 12.7’si ortaokul, 7.4’ü lise ve 0.5’i üniversite mezunudur.

Yeşil alanları,  tepeleri ve geniş düzlükleriyle Ayazma, yeni gelenlerin köydeki yaşantılarının bir benzerini burada kurmalarına olanak sağladı. Bahçelerine meyve ağaçları diktiler, sebze yetiştirdiler, mahallelerinin ortak noktalarına tandır ocakları yaparak sırayla haftalık ekmeklerini pişirdiler, memleketlerinde yaptıkları hayvancılığı burada da sürdürebildiler. Bakkalda veresiyenin işlediği, kesmeşekerin taneyle satın alınabildiği, gerektiğinde arkadaşlardan borç alınıp borcun ertelendiği, kiraların ricayla ertelenebildiği, piyasa kurallarından bir ölçüde azade sosyal dayanışma ağları, mahallelinin kentte tutunmasını kolaylaştırdı.

TOKİ ve belediyenin soktuğu nifak

Ayazma’daki mal sahipleri gibi, kiracıların yaşamları da zor, hatta kira giderleri nedeniyle daha da katmerliydi. Mahallelinin yüzde 25’i kiracıydı. Kiracıların yüzde 37’si, İstanbul için oldukça makûl sayılabilecek 100-150 TL arasında kira ödüyordu. 50 TL’den az kira ödeyenler de (yüzde 21) vardı. Kentsel dönüşüm sürecinde belediye, mahalleliye yolladığı ilk notta, amaçlarını, mal sahibi / kiracı ayırmaksızın “bölgede yaşayan vatandaşları mağdur etmeden sağlıklı yaşam koşullarına kavuşturmak’’ olarak açıkladı. Büyükşehir Belediyesi, TOKİ ve Küçükçekmece Belediyesi logolu ve Belediye Başkanı Aziz Yeniay imzalı kâğıtlarda “gecekondu sahibinden kiracısına kadar herkes için ayrı ayrı çözüm geliyor’’ sözü verildi. Daha sonra bu sözler tamamen unutuldu, kiracı aileler hak sahibi sayılmadı. 2005 yılında mahallelinin ilk ve son toplu protestosunda Yeniay, kiracılara, “önce gecekondu sahipleriyle anlaşacağız, sonra sıra sizlere gelecek” demişti. İlk başta inanamasalar da, kendilerinden evraklar istendikçe olumlu düşünen kiracı aileler, ev sahiplerine belediyeden gelen “evlerinizi boş teslim edin, yoksa gecikme cezası ödersiniz” tebligatlarıyla acı gerçeğin ayırdına vardılar. Senelerdir birlikte yaşamış, ev sahibi / kiracı ilişkilerinden öte dostluklar kurmuş aileler ile akrabalarına ev kiralayanlar böylece belediye eliyle karşı karşıya getirildi. Bir kiracı durumu şöyle özetliyordu: “Çok tartışmalar yaşandı. ‘Ben senin yüzünden 1 milyar ceza vermek istemiyorum, evi boşalt, eşyalarını çıkart, belediye yıkacak’ dedi öz amcam. Evini kendi yıkanlar bile oldu…”

Gecekondudan barakaya

Mahallenin kademe kademe yıkılarak fiubat 2007’de tamamen boşaltılmasından sonra, yakın çevrede Ayazma şartlarında kiralayacak konut bulamayan 24 kiracı aile, Bezirganbahçe’ye gidenlerin geride bıraktığı naylon, branda, muşamba ve tuğlaları kullanarak barınaklarını yaptılar. Mahalleden Barış, iftiharla  “mimar benim” diye anlatıyor: “Yukarıda yıkımlar başlayınca ilk Selim Abi’nin barakayı kurduk.” Dayanışma içinde 24 baraka bitirildi. Ailelerin Ayazma’da kalma nedenleri ne direniş ne de isyandı: “Ekonomik sıkıntıdan kaldık, mağduriyet nedeniyle gitmedik, çaresizdik.” Kendilerine hiçbir hakkın tanınmadığı bu düzende çaresizlik bir savrulma şeklinde de ortaya çıktı: “Okyanusta rotamız kayıptır, rota nereye giderse ben giderim, başka çaremiz yok…” Çevresinden geçen önemli otoyollar ve yanıbaşında inşa edilmiş Olimpiyat Stadı nedeniyle kentin artık merkezî önemde bir bölgesi olan –ve tam da bu sebepten kentsel dönüşüm alanı ilan edilen– Ayazma’nın kiracı aileleri, koca megapolün ortasında görülmez ve duyulmaz vaziyette…

30 Kasım 2007 sabahı, “ezan vakti”, 1500 kişilik bir çevik kuvvet ekibi “PKK gelmiş” dezenformasyonu sonucu barınaklara baskın yaptı; evlerini terketmek istemeyenler şiddet gördü, yaralananlar oldu. Tüm eşyalar, hatta çocukların okul kıyafetleri ve kitapları paramparça edildi. Mahalleyi terkedenler oldu. 18 aile ise barınaklarını yeniden inşa etti. Bu yeni dönemde de zor ve sağlıksız yaşam koşulları devam etti. Kapısı battaniyeden oluşan tuvalete kadınlar ancak el ayak çekildikten sonra gidebiliyordu, banyo iki-üç ayda mümkün olan bir lüks haline geliyor, yazın sıcakla, böcek ve kenelerle, kışın ayaz ve yağmurla mücadele sürüyordu. Belediyenin dolaylı baskıları (meskûn alan yakınlarına çöp ve inşaat molozlarını döktürme, haber yollayarak tehdit etme vb.) devam etti: “Bir lavabo ihtiyacı, banyo ihtiyacı, sosyal yaşam, aktivite kalmadı. Okula gidecek çocuklar, enkazın altından önlüğü çıkarıyoruz, önlük çıkıyor, defter yok, defter çıkıyor, kitap yok… Mutfak düzeni darmadağın.” Hırsız, uğursuz yüzünden rahatları da kaçtı. Süreçten en çok kadınlar ve çocuklar etkilendi. Kadınların çoğu sakinleştirici desteğiyle ayakta dururken, çocukların psikolojileri de, ders notları da altüst oldu: “Takdir alan öğrenciler teşekkür bile alamadılar. Benim kız ‘okula gitmeyeceğim’ diyor. Çocuklardan birinde süper kafa vardı, psikopat oldu.” Çocuklar da nedenini anlayamadıkları bu durum karşısında bazen isyanla seslenirken, bazen de dileklerini yazıya döktüler: “3. sınıf öğrencisiyim, yaklaşık iki yıldır çadırlarda yaşamaktayım. Tek isteğim barınacak bir yer ve okuma olanaklarımın olması…” Erkekler açısından bu yıkım, evleriyle birlikte, iş ve iş olanaklarını da yok etti. Güvenlik ve yıkım tehdidi yüzünden ailelerinin yanında bulunma zorunluluğu duyuyorlardı: “Cevizli’de tekstilde çalışıyordum. Olaylar, oğlumun doğduğu güne denk geldi. Çadırlar kurulunca patronla ters düştük, ‘her kepçe gittiğinde basıp gidiyorsun’  diyordu. O korkuyla, endişeyle işi bıraktım.”

Direniş genişliyor

Kasım 2008’deki ikinci yıkıma kadar devam eden bu sürecin yeni olan kısmı ise, STK’lar, mahalle dernekleri, siyasî parti ve meslek odaları temsilcileri, aktivistler, basın, fotoğraf sanatçıları ve belgeselcilerden oluşan çok çeşitli bir kitleden gelen dayanışma ziyaretleriydi: “Güç verdiler, birbirimize kenetlenmemizi sağladılar. Moralimiz bir ziyaretçimiz gelse iyi oluyordu.” Bilgiler ve deneyimler paylaşıldıkça, mücadelenin duruşu ve dili de değişti: “Geleceğimiz için, çocuklarımız için düşündük. İnsanca yaşam hakkı, barınma hakkı, bir erdeme erişmek için buradayız.” Bu süreçte aileler Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu’na (İHK) başvurdu; çeşitli mercilere yazılar yazarak durumlarını anlatmaya çalıştılar: “Küçükçekmece Belediye Başkanlığı’ndan bizlere bir zarf verildi, kiralara ilişkin bütün evrakları teslim ettik. Belediye ‘sizi konut sahibi yapacağız, insan gibi yaşayacaksınız’ diye söz verdi, ama daha bir çözüm gelmedi. Siz bizim Adalet Bakanımızsınız, size sesleniyoruz, adalet bunun neresinde? Anayasamızdaki vatandaşlık hakkımızı, barınma hakkımızı gözetmenizi istiyoruz.” Ancak, çabalar nafileydi. Üstelik İHK’dan gelen cevabî yazıda TOKİ tarafından yapılan projede hak sahibi kabul edilmedikleri bildiriliyordu. TOKİ ve belediyeler alenen yalan söyledi, çünkü yukarıda atıf yapılan logolu çağrı metninin yazıldığı tarihte kiracıların hak sahibi olamayacakları belliydi, İHK’ndan gelen açıklama bunu gösteriyordu.

18 Kasım 2008’de ise ikinci yıkım geldi. Bu kez şiddet yoktu, ancak dozerler işlerini o kadar mükemmel yaptılar ki, barakaların yeniden inşası için en ufak bir tahta parçası bile bırakılmadı. Ne var ki, bu kez belediyenin işi kolay değildi, çünkü akabinde basının da, sivil toplumun da ailelere ilgi ve desteği geldi. Aziz Yeniay geri adım attı ve Kanal D‘den Esra Ceyhan’a, NTV’ye, Uğur Dündar’a, bu ailelere Bezirganbahçe’ye yerleştirilmiş olan nüfusla “aynı” (peşinatsız) koşullarda konut sözü verdi. Bu sözünü 2009 yerel seçim sürecinde, Kent Konseyi’ndeki çalışmalarda ve 10 Haziran 2009’da kendisini ziyaret eden BM-Habitat AGFE (zorla tahliyeler üzerine ülke raporları yazan bağımsız danışmanlar grubu) önünde tekrarladı. 22 fiubat 2010’da nihayet hak sahipliği kuralarını çeken 18 aile o an çelişik duygular içindeydi: “Bir yandan çok sevindim, ama bir yandan da inanamıyordum. Üç sene o mağduriyeti yaşatmış, emniyet ve zabıtayla her türlü tacizi yapmış bir insan. Madem biz hak sahibi idik, bu zulüm nedendi? Sonra sözleşme gecikince anladık, 15 bin TL intikam alacağını anladık.”

İntikam nisanda geldi. Belediye topu TOKİ’ye attı, TOKİ de peşinatlarda diretti. TOKİ başkanı, aracı olan bölge milletvekiline, peşinatları almaları gerektiğini, çünkü taksit ödemelerinde zaten zorluklar yaşanmakta olduğunu beyan etti. Gecekondu dönüşümlerindeki taksitlendirmeleri yeniden düzenleyerek adil ve ödenebilir bir sistem kurmak yerine, gecekondu nüfusunu ödeyemeyecekleri bir borç yükünün altına sokup icralık etmek TOKİ’nin alt gelir gruplarına yönelik anlayışını da açık ediyordu. İlgili yasaya göre, TOKİ başkanı Erdoğan Bayraktar, dönüşüm bölgeleri halkının ödemelerini tayin ederken maddî durumlarına uygun koşullar gözetmekle yükümlüyken, bu görevini yapmaktan sakınarak TOKİ’yi bir devlet kurumundan ziyade bir şirket gibi yönettiğini de ilan etti.

Ayazma ailelerinin hak mücadeleleri ise Küçükçekmece Belediyesi yanındaki parkta her cumartesi saat 17:00’den pazar 17:00’ye kadar imza toplama ve ailece oturma eylemi şeklinde beş haftadır devam ediyor. Kuralarını çektikleri konutlarına peşinatsız şartlarda ve uygun koşullarda geçmekten başka bir talepleri yok. 27 Mayıs’ta belediye önünde, ailelerin ve kalabalık bir topluluğun desteğiyle basına okunan ve 32 imzacıdan oluşan bir bildiri de bu mücadelenin sınırlarının genişleyeceğinin ipuçlarını veriyor: “Bizler her çeşit siyasî düşünce, ideoloji, inanç ve görüşten kurum, dernek,  meslek odaları ve siyasî parti örgütleri temsilcileri olarak, Ayazma – Tepeüstü kentsel dönüşüm projesinde mağdur olan kiracıların barınma hakkı mücadelelerine destek vermek amacıyla bugün buradayız.” Bildiriye göre, bu dayanışma, kent hakkı mücadelesi çatısı altında genişleyerek devam edecek.

Ayazma mücadelesinin ve bu mücadele üzerinden şekillenen birlikte duruşun nerelere evrileceğini zaman gösterecek. fiimdilik, Arundhati Roy’a kulak vermenin sakıncası yok: “Başka bir dünya sadece mümkün değil, o aynı zamanda gelmek üzere… Sessiz bir günde onun nefes aldığını duyabiliyorum.”

Cihan Uzunçarşılı Baysal

Yazının PDF halini indirmek için tıklayın

Reklamlar

İşlemler

Information

One response

12 08 2010
Guvenlik Elbiseleri

faydalı bir site. teşekkürler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: